Kategori arşivi: Aile ve İlişki

Aile hayatı, ilişkiler hakkında tüm bildiklerinize ilave katkıda bulunmak için hazırlanmış aşk evlilik hakkında tüm aradığınız bilgileri bir araya getirdik. Sizde öncelikle aşk hayatın da mutluluk için tavsiye niteliğindeki bilgileri değerlendirebilirsiniz. Evlilik hayatı aşk hayatından biraz zor olmakla birlikte genede hayatın en güzel evresidir. Mutlu bir evlilik için içinizdeki aşkı hiçbir zaman kaybetmeyin. Çünkü evlilik çoğu insanın hayal ettiği gibi olmamakla beraber çok sayıda mutlu evlilikler vardır. Sizde bunlara dahil olmak istiyorsanız tavsiyelerimize kulak verebilirsiniz.

İlişkiyi bitiren 5 şey

İlişkiyi bitiren 5 şey

Farkında olmadan güzel giden ilişkinizi uçurumdan aşağı itebileceğinizi biliyor musunuz? Bu hatalardan birini bile yapıyorsanız dikkat.

İlişkiyi bitiren 5 şey

İlişkiyi bitiren 5 şey

İlişkinizde bazı söz ve tavırlar, güzel giden ilişkinizin bitmesine neden olabilir. İlişkinizin sağlığı açısından bunları yapmayın…

Eleştiri Bombası
“Zaten bir gün bile olsun beni dinlemedin. Hep bağırıyorsun, beceriksizin tekisin. Beni üzmekten zevk mi alıyorsun?” gibi cümleler, kırıcı eleştirilerden başka bir şey değildir. Oysa “Beni çok üzdün, hayal kırıklığı yaşadım.” gibi bir ifade, duygusal bir mesaj vereceği için ilişkinize olumlu yansıyacaktır.

Damga Cümleleri
“Hiç değişmiyorsun. Bir gün de iyi yanını göremeyecek miyim?” gibi ifadeler, sevgilinizi damgalayan cümlelerdir. Olaya mantıksal açıdan yaklaşırsak, mademki o söylediğiniz gibi yıllardır değişmiyor ve hep aynı, peki sizin durumunuz ne? Yani siz ne kadar değiştiniz? İşe kendinizi değiştirmekle başlarsanız, aşkınızın zarar görmesini de engellemiş olursunuz

Haklılık Sorunu
İlişkinizi sonlandırabilecek en büyük sorun haklılık sorunudur. Kendini hep haklı görüp, karşısındaki insanı daima haksız duruma düşürmek, çiftleri yıpratan en travmatik sonlardan biridir. Her sorunda mutlaka birden fazla haklı ve birden fazla haksız taraf vardır. Sorun ne olursa olsun, önce “Ben nerede hata yapıyorum?” diye düşünmeniz gerekir.

Hep Onu Suçlamak
İlişkinizin yükünü sadece karşı tarafa yüklemek, onu gergin ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden işleri ortaklaşa çözümlemeye gayret etmelisiniz. Olaylara verdiğiniz tepkilerde “Sen beni zorluyorsun, bu yüzden öfkeleniyorum” demek yerine “Seninle ilişkimde zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum” tarzında cümleler kurarsanız, sorumluluğu da paylaşmış olursunuz.

Terapist Havaları
Bir ilişkiyi uçurumdan aşağıya sürükleyebilecek en yanlış yaklaşımlardan birisi bilirkişi tavrıdır. Ne kadar tecrübeli olursanız olun, ilişkinize terapist edasıyla yaklaşmayın. Siz ne kadar tecrübeleriniz ışığında bu ilişkiye bir yön vermeye çalışırsanız, sevgilinizin tepkisi ile o kadar karşı karşıya kalacağınızı bilmeniz gerekir.

Ayrılık acısıyla nasıl başa çıkılır

Ayrılık acısıyla nasıl başa çıkılır

Nasıl aşk olağan bir durumsa ayrılık da olağan bir durumdur. Bu önerilerle ayrılık acısını atlatmanız daha kolay olacak.

Ayrılık acısıyla nasıl başa çıkılır

Ayrılık acısıyla nasıl başa çıkılır

Her güzel başlayan ilişkide olduğu gibi siz de aşk, ayaklarınızı yerden kesti ve hiç bitmeyecek sandınız değil mi? Biz kadınların en kötü yanı her aşkın sonsuza kadar süreceğini sanmaktır. Ama aşk ne kadar olağansa, ayrılıkta o kadar olağandır. Ayrılık hayatın sonu gibi düşünülmemelidir. Ne kadar sevmiş olsanız da ilişki bittiğinde sürdürmenin ya da geri dönmeye çalışmanın bir anlamı yoktur.

İşte ayrılık döneminde acınızla baş etmenizi sağlayacak 5 öneri…

Kabullenin
Ayrılıkta yapılan en büyük hatalardan biri de kabullenmemektir. Hep bir geri dönüş düşüncesi, hayal kurma ve geçmişi düşünme durumu vardır. ayrılık döneminde beklenti içinde olmayın. Çünkü bu durum sizi gün geçtikçe üzer, yorar, mutsuz eder ve hayattan alıkoyar. Yapılacak en iyi davranış artık bu ilişkinin bittiğini ve onun sizin hayatınızdan çıktığını kabul ederek önünüze bakmak olacaktır. Acısıyla tatlısıyla güzel günler geçirdiniz. Artık yeni ve güzel günler yaşama zamanınız geldi.

Kitap okuyun
Kitap okumanın en güzel faydalarından biri ise kafa dağıtmasıdır. Kitap okumak sizi sürekli onu, onunla ilgili anıları ve ayrılığı düşünmekten alıkoyacak ve size huzur sağlayacaktır.

Spor yapın
Spor yapmak içinizdeki enerjinin boşalmasını sağlarken sizi daha sakin biri yapacaktır. Kutu kutu çikolata ya da yağlı yemekler yemeği bırakın ve spor yapın. Ondan geriye kalan sağlıksız bir vücut değil, yeni ve daha güzel bir kadın olsun.

Yeni insanlarla tanışın

Bir bara, parka, konsere tek başınıza gidin ve yeni insanlarla tanışın. Böylece arkadaşlarınızın onu hatırlatmasından ve onunla ilgili sorular sormasından kurtulmuş olursunuz.

Mümkünse kısa bir tatil yapın
Tamamıyla yenilenmek için mümkünse kısa bir tatil yapın. Geri döndüğünüzde yepyeni bir hayata devam edin.

"Aile Danışmanlığı" Projesi İle 320 Boşanma Önlendi

“Aile Danışmanlığı” Projesi İle 320 Boşanma Önlendi

"Aile Danışmanlığı" Projesi İle 320 Boşanma ÖnlendiAile Danışmanına başvuran 930 çiftten 320’si boşanmaktan vazgeçti.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın geliştirdiği “Aile Danışmanlığı” projesi, çağın sorunlarından olan boşanmaya neşter vurdu. İstanbul, Ankara ve İzmir’in de aralarında bulunduğu 12 ilde başlatılan projeye 930 çift başvurdu. 280 danışmanın desteği ile bu çiftlerin 320’si boşanmaktan vazgeçti. Bakanlık, boşanma kararından vazgeçiremediği çiftlere ise boşanma sürecinde ve sonrasında destek verdi. Çiftlerin evliliklerine bir şans daha vermek için yaklaşık 20 seans aldığı danışmanlık hizmeti üç aşamadan oluşuyor.

Yine mi yalan

Yine mi yalan

Yine mi yalanKişinin yalan söyleme davranışının sürekli bir hal alması, insanların yalanlarına inanmasından keyif alma derecesine gelmesi, mitomani olarak adlandırılır ve mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Günlük yaşam koşulları nedeni ile insanların masum dahi olsa yalan söyleme ihtiyacı duyduğu anlar olabilir. Örneğin; işe geç kalındığında, ya da eve geç gelindiğinde, dışarıya çıkmak istenildiğinde beyaz yalanlar diye adlandırdığımız yalan söyleme isteğine sığınabilirler. Yalan söyleme isteği kendi içinde masum olmamakla birlikte ortaya çıktığında yalan söylediğiniz insana daha sonrasında güvensiz ve yalancı izlenimi bırakabilirsiniz. Bu his yalan söyleyen kişiye yönelik duygu ve düşüncelerinde değişiklik yaratmakla beraber; ona olan güveninde ciddi bir azalmaya sebep olur.

Yalan söyleme davranışı sürekli bir hal almış ise mitomani’den bahsedilebilir. Uzm. Dr. Mehmet Yavuz, bu konuyla ilgili görüşlerini paylaştı.

Çocukken yaşanan olumsuz olaylar mitomaniye yol açabilir
Mitomani, yalan söyleme hastalığı olarak bilinir. Mitoman ise mitomani’ye yakalanmış kişi demektir. Mitomani bir çeşit dürtü kontrol bozukluğu olarak tanımlanabilir. Bu hastalığa yakalanan kişi amaçsızca ve düşünmeden karşısındaki insanlara yalanlar söyler.

Mitomani’nin oluşumu kişilerin çocukluk dönemine kadar gitmektedir. Çocukluğunda aile için söylenen yalanlara şahit olan, aşağılık kompleksli, ebeveynler tarafından haksız yere cezalandırılma ve toplum içerisinde dışlanma gibi etkenler ileriki yaşlarında kişilerin mitoman olmasına sebep olabilmektedir.

Yine mi yalan

Yalanlarına insanları inandırıp keyif alırlar
Mitomanların en belirgin özelliği sonrasında ne olacağını hiç hesaplamadan kendi uydurdukları yalana insanları inandırıp ve bu durumun keyfini sürmektir. Yalan söylerken duyulan haz, sonrasında yerini pişmanlığa bırakır. Yalanları gelişigüzeldir ve yakalandıklarında nasıl toparlayacaklarına dair en ufak bilgileri yoktur. Mitomanlar en ciddi problemleri eşleriyle ve partnerleriyle yaşarlar.

Toplum önemsememeye başlıyor
Söylenen yalanlara bakıldığında aslında hepimizin günlük hayatta sıkıştığımızda başvurduğumuz yalanlardan çok farklı olmadıklarını görmekteyiz. Yalana artık o kadar çok başvurulmaktadır ki kişinin adı yalancıya çıkabilmekte, kimse onun söylediklerine itibar etmemektedir. Ancak bunlar genellikle ilgi çekmeyi seven kişiler olup söyledikleri yalanlar da zarar veren yalanlar olmadığı için genellikle yalancı olarak bilinseler bile çevrelerinden çok sert tepkiler almayıp sadece “Yine yalan söylüyor” diye geçiştirilebilmektedirler.

Bu kişilerin söyledikleri yalanlar gerçek anlamdaki yalanlardan farklı olarak birbirini destekleyen olay örgüsüne sahip olmadığı için çabuk fark edilmekte örneğin; işe gitmek istemediğinde hasta olduğu için gelmediğini söyleyen daha sonrasında bunu başka bir bahaneyle gelmediğini söyleyebilmekte kimi zaman da hayatı ve ailesi hakkında yalanlar söyleyebilmekte ya da çok zor bir çocukluk geçirdiyse bunun yerine çocuklukta ne kadar büyük imkanlara sahip olduğunu anlatabilmekte, anlattığına kendisi de inanarak ipin ucunu kaçırabilmektedir.

Yine mi yalan

Sanal ortamda kendilerini daha rahat hissediyorlar
Günümüzde sanal alemin yaygınlaşmasıyla giderek artmakta ve ortaya çıkarılması zorlaşmaktadır. Mitoman kişiler bulundukları ortamda tanınıp yalancı olarak tanındıklarının bilincinde kişilere zarar verememekte fakat sanal alemde zararlı boyutta yalanlar söyleyebilmektedir. Mesela; kendisini zengin, yakışıklı ve genç tanıtabilmekte, öz güveni yitik kişilerde ise bu durum hep olmak istedikleri karaktere bürünerek tanıtabilmektedirler. Bazen de cinsiyetlerini farklı tanıtarak sanal ortamda rahatlıkla flört edebilmektedirler.

Ne yazık ki günlük hayatta mitoman kişilerin söyledikleri her zaman fark edilmiyor ve birçok insanı kandırarak yaşantılarını devam ettiriyorlar. Mitoman’lık psikiyatride dürtü kontrol bozukluğu olarak tarif edilmekte olup alışveriş hastalığı, patolojik kumar gibi birtakım hastalıklarla bir arada anılmaktadır. Bu durumun özelliği kişinin yalan söylemek için, içinde büyük bir arzu-istek duyması, yalan söyleyince bir süre pişmanlık yaşaması ama sonra gene yalan söylemeye devam etmesi ile karakterize olmasıdır.

Mitoman’lar özellikle de yalan söyledikleri açığa çıktığında bile yalan söylemeye devam edip, yalan söylediklerini inkar etmeleri nedeni ile “yüzüme baka baka yalan söylüyor” sözüne muhatap olmakta ve bu nedenle dost ve arkadaşlarından tepkiler alıp arkadaşsız kalabilmekte ama buna rağmen yalan söylemeye devam edebilmektedirler.

Sonuç olarak; mitomani kimi zaman normal kişilerde rastlansa bile boyutları büyüdüğünde hastalık olarak ele alınmalı ve tedavi edilmelidir.

Partnerinizin her gün duymak istediği 6 şey

Partnerinizin her gün duymak istediği 6 şey

Partnerinizin her gün duymak istediği 6 şeySevgilinizin sizden duymaktan hoşlanacağı 6 şeyi merak ediyor musunuz?

Sevgilinizin gönlünü hoş tutmak ve ilişkinizin tazeliğini korumak için bu önerilere kulak verin.

Seninle zaman geçirmeyi tercih ederim
Akşam bir davete katılmak, eski bir arkadaşınızla görüşmek, iş yerindeki toplantıda bulunmak zorundasınız diyelim. Ancak sevgilinize, aslında yanında olmak istediğinizi ama bazı mecburiyetleriniz olduğunu söyleyin.

‘Oyun oynarken en çok çocukların kazanmasına izin vermeni seviyorum’
Diyelim, eşinizin babası son derece katı kuralları olan ve hiçbir şeyden memnun olmayan bir adam. Dolayısıyla eşiniz de babası gibi olmaktan çok korkuyor. Bu korkusunda ona yardım etmelisiniz. Sürekli “Baban gibi değilsin” demek çok anlamlı gelmeyebilir ve bir süre sonra inandırıcılığını kaybeder. Onun yerine söylediğinizi temellendirecek örnekler bulun.

Ben de tam seni düşünüyordum
Onu düşündüğünüzü hissettirin. Özellikle de aradığında bunu ona söylemek gururunu okşayacaktır. Onu düşündüğünüzü bilmek, kendisini iyi hissettirecektir.

Telefonunu bulmana yardım edeyim
Bir şey kaybetmek herkesin sinirini bozar. Özellikle de o an bulunması gereken bir şey ise ya da çok değerli bir anısı varsa. Sinir bozukluğunun yanı sıra, tek başına evi aramak da kötü bir histir. Diyelim eşiniz, cep telefonunu kaybetti. Ona karşı anlayışlı olun ve aramasına yardım ederek, yalnız olmadığını hissettirin. Bulmanıza gerek yok, onunla aramanız bile yeterli.

Paylaşımcı ve eğlenceli olun
Gün içinden güzel kareler gördüğünüzde onunla paylaşmaktan çekinmeyin. Parktan güneşli bir sahne, oynayan çocuklar, sevimli köpeklerin olduğu kareler gün içinde onu hatırladığınıza ve mutlu bir anı paylaşmanıza yardımcı olur.

Seninle daha iyi uyuyorum
Kimin uykuyla ilgili problemi yok ki? Uykuya dalamıyoruz ya da sık sık uyanıyoruz. Yastığa sarılıyor, uyku hapı alıyor ya da uyku maskesi takıyoruz. Eğer eşinize onunla daha iyi uyuduğunuzu söylerseniz, bu onun içi çok büyük bir iltifat olacaktır. “Sayende çok rahat uyuyorum, kimse beni senin kadar rahatlatamıyor” gibi cümleler duymak çok hoşuna gidecektir.

Çaba ve istek yoksa evlilik zorda

Çaba ve istek yoksa evlilik zorda

Uzman Psikolog Eylem Sönmez, evliliklerde çiftlerin karşılaştıkları başlıca sorunları ve güçlü bağlara sahip mutlu bir ilişki için altın önerileri açıkladı.

Çaba ve istek yoksa evlilik zorda

Çaba ve istek yoksa evlilik zorda

Evlilikleri, farklı öykülere sahip iki bireyin beraber yaşama kararı alması olarak tanımlayan Uzman Psikolog Eylem Sönmez, farklılıklara rağmen hayata geçen evlilik kurumunun, bazı durumlarda güçleri ikiye katlayan ancak bazı durumlarda ise tam tersi bir sürecin yaşanmasına neden olabilen bir ortaklık olduğunu ifade ediyor. Sönmez’e göre, bireylerin huzurlu ve doyum içeren bir ilişki yaşayabilmeleri, karşılıklı uyuma ve birbirlerini tamamlayabilecek özelliklere sahip olmalarına bağlı.

Birbirlerinin kişisel özelliklerine ve farklılıklarına saygı duyan çiftlerin ilişkilerini uyum içerisinde sürdürdüklerinin altını çizen Sönmez, bu unsurların yanında daha da önemli olan faktörlerin, ilişkiyi sürdürmeye dair duyulan inanç ve arzu olduğunu belirtiyor. Evlilikte, istek ve çabanın diri tutulmasının da önemli olduğunu belirten Sönmez’e göre, çabanın ve isteğin istikrarsızlığı, ilişkiyi çıkmaza sokan önemli unsurların başında geliyor.

İletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlık ciddi sorun
Birlikteliklerin ve evliliklerin yenilenmeye ve gelişmeye ihtiyaç duyan bir dinamiğe sahip olduğunu belirten Sönmez, mutlu ilişkilerin, yenilenmeye ve gelişmeye açık bireyler tarafından yürütüldüğünü, evlilikteki veya birlikteliklerdeki iletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlığın ciddi sorunların yaşanmasına neden olduğunu ifade ediyor. Sönmez, aile yapılarının, karakter özelliklerinin, eğitim seviyelerinin ve zevklerin birbirine uyumunun, ilişkilerde ortaya çıkan problemlerle başa çıkılmasını kolaylaştıran unsurlar olduğunun da altını çiziyor.

Çaba ve istek yoksa evlilik zorda

Güçlü bağlara sahip mutlu evlilikler için 10 altın öneri
1- Farklılıklar, erkeği kadına kadını erkeğe üstün kılmayan özelliklerdir. Bunun bir üstünlük değil bir özgünlük olarak kabul edilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki farklılıklar, rutini bozan heyecanlara zemin hazırlar.

2- Çiftlerin yaşamdan beklentileri ve amaçları uyumluluk göstermeli, çift ruhsal ve cinsel uyuma sahip olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, birbirlerini seven ve paylaşma duygusuna sahip çiftler birbirlerini mutlu eder.

3- Fiziksel, sözel, davranışsal ve psikolojik şiddet, mutlu bir evlilikte olmaması gerekenlerin başında gelir.

4- İlişkide çatışma yaşandığında çiftler sakinliğini koruyarak sorunu çözme yoluna gitmelidirler. Davranışsal ve yapıcı eleştirilerle çözüm için uğraşmalıdır.

5- İlişkide ortaya çıkan herhangi bir sorun, asla çiftlerden birine mal edilmemelidir; çünkü evlilik iki kişiliktir. Var olan bir sorunda, kadın ve erkeğin değişen oranlarda sorumlulukları bulunmaktadır.

6- Araştırmalar, evliliğin ilk yıllarında ve ilk çocuk doğduktan sonra çiftlerin birbirlerine ayırdıkları zamanın azaldığını ortaya koymaktadır. Bu dönemlerde eşler, birlikte düzenli vakit geçirecekleri programlar yapmayı ihmal etmemelidir.

7- Eşlerden biri ya da her ikisinin cinsel sorunlar yaşamaları durumunda yardım almaya açık olmaları önemli bir diğer husustur.

8- Eşlerden birinin iletişim ya da öfke kontrol problemleri varsa yine bahsi geçen konularda profesyonel yardım alınması, ilişki açısından oldukça önem taşımaktadır.

9- Evlilikte dostluğun devamı, konuşmak, dertleşmek ve destek olmak vazgeçilmez bir özelliktedir. İlişkiye zarar verdiği düşünülen üçüncü şahıslara sınır koyma, ilişkiye dahil etmeme de önemli ve gereklidir.

10- Çiftler evlilik süresince yaşanabilecek krizlere direnebilme ve ilişkiyi ayakta tutabilme becerilerini geliştirebilir ve gerektiğinde profesyonel yardım alarak yaşanan çatışmalara dışarıdan bakabilmelidir.

Onu Fazla Şımartmayın

Onu Fazla Şımartmayın

Onu Fazla Şımartmayınİlişkiye nasıl başlarsanız öyle devam eder.

Şımarmak ve şımartmak yeri geldiğinde büyük keyif verebilir. Ancak sürekli şımarık bir sevgiliye tahammül edemeyeceğimiz de bir gerçektir.

Genel kanı olarak, biz kadınlar şımarık ve kaprisli olarak nitelendirilsek dahi, ilişkinin büyük yükü bizim omuzlarımızdadır. Biz istersek şımartırız, istersek kendimize bağlarız.

İlişki henüz başlamamışsa kendinizden taviz vermeyin. İlginizi belli edin ama abartmayın. Sıklıkla aynı ortamları paylaşıyor da olsanız, fazla yüzgöz olmamaya özen gösterin. Size duyduğu ilgi, aşkı çağrıştırmadan özel hayatınızı gizli tutun. Yoksa kendinizi bir anda, normal bir arkadaşlığın ortasında bulabilirsiniz.

Esas olan; gizlilik
Erkeklerin, bizden daha çok ilgiye muhtaç olduklarını unutmayın. Tamamen bağlılığınızı kazandığını anlarsa, size olan ilgisi azalacak ve etrafına bakınmaya başlayacaktır. Bu nedenle gizlilik esas olandır. Sizi merak etsin, tanımak istesin ve en önemlisi ona olan hislerinizden tamamıyla emin olamasın. En baştan ilişkiyi siz inşa ederseniz, hazıra konmaya alışacak ve her şeyi sizden bekleyecektir. Bırakın elinden geldiği kadar çaba göstersin.

Onsuz da yapabileceğinizi bilsin
İlişkinin ilk zamanlarında da yine temel kuralları unutmadan hareket edin. Tüm zamanınızı ona ayırabileceğinizi anlarsa, bekleyen taraf olursunuz ve ‘neredesin’ sorusuna alacağınız cevap geç ve beklenmeyen bir cevap olabilir. Size güven duysun ama onsuz yapabileceğinizi de bilsin. Aşkınızdan ölseniz, o çok farklı, o çok yakışıklı diye düşünüyor da olsanız bunları onun bilmesine gerek yok. Hele ki ilk başlarda tensel yakınlaşmaları dozunda bırakmazsanız, size olan ilgisi yön değiştirecek ve siz de konuşmak, paylaşmak istediklerinizi dinleyecek sandığınız o kişiyi yerinde bulamayacaksınız.

Son olarak, size ve fikirlerinize olur olmaz şekilde müdahale etmesine izin vermeyin. İleriki zamanlarda bununla başa çıkamazsınız. Kısacası, her şeyden önce size saygı duymasını sağlayın.

Unutmadan, kendinize yapılmasını arzu etmediğinizi, sevgilinize yapmayın ki ilişkiniz daha mutlu ilerleyebilsin.

Açken Kavga Etmeyin

Açken Kavga Etmeyin

Açken Kavga EtmeyinAçlık çiftler arasındaki gerilimi artırıyor.

ABD’deki Ohio Üniversitesi’nden Brad Bushman ve ekibinin araştırması kandaki glikoz oranının çiftler arasındaki gerginliğin düzeyini gösterebileceğini ortaya koydu.

Evli 107 çiftin katıldığı araştırma, gün sonunda kandaki glikoz seviyesinin ölçülmesiyle çiftler arasındaki öfke düzeyinin belirlenebileceğini gösterdi. Öfke düzeyini belirlemek için araştırmacılar katılımcılara eşlerini temsil eden vudu bebek ve 51 toplu iğne verdi. Gün sonunda katılımcılardan eşlerine ne kadar öfke duyuyorlarsa o kadar iğneyi vudu bebeğe saplamaları istendi.

Çiftlerin kahvaltıdan ve yatağa gitmeden önce kanlarındaki glikoz seviyesi de ölçüldü. Kan seviyesi ne kadar düşükse vudu bebeğe saplanan iğne sayısının o kadar fazla olduğu belirlendi.

21 günün sonunda katılımcılar ikinci bir teste tabi tutuldu. Katılımcılardan bilgisayar ekranında kırmızı işaret göründüğünde mümkün olduğunca çabuk bir butona basmaları istendi. Çiftlerden kazanan taraf eşini, düzeyine ve süresine kendisinin karar vereceği yüksek sese maruz bırakma ”zevkini” yaşadı. Sonuçlar, glikoz seviyesi düşük olanların eşini daha yüksek ve uzun süre gürültüye maruz bıraktığını gösterdi.

Glikozun beynin en önemli ”besleyicisi” olduğunu belirten Bushman, öfkenin ve saldırganlığın kontrol altına alınması için öz denetimin fazla enerji gerektirdiğini vurguladı.

Bushman, ağırlık olarak vücudun yüzde 2′sini oluştursa da beynin yüzde 20 oranında kalori tükettiğini belirterek, çiftlere ”zor bir tartışmaya” girmeden önce karınlarını doyurma tavsiyesinde bulundu.

Evlilik öncesi tarama ve testleri ihmal etmeyin

Evlilik öncesi tarama ve testleri ihmal etmeyin

Evlilik öncesi tarama ve testleri ihmal etmeyinÇiftlerin evlenmeden önce yaptıracakları tarama ve testler hem kendileri hem de bebeklerinin sağlığı açısından büyük önem taşıyor.

Türk Pediatrik Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Mualla Çetin, çiftlerin evlilik öncesi yaptıracakları testlerle talaseminin saptanabildiğini belirterek, “2009′da evlenen çiftlerin yüzde 82′si taranmıştır. Böylece yenidoğan talasemili sayısı da yüzde 87 azalmıştır” dedi.

Prof. Dr. Çetin, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, halk arasında “Akdeniz anemisi” olarak da bilinen ve Türkiye’de sıklıkla görülen talaseminin, kansızlığa bağlı kalp yetmezliği, büyüme ve gelişme geriliği, organ yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını söyledi.

Ağır kansızlık bulgularına yol açabilen talaseminin genetik bir sorun olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Çetin, çiftlerin, evlilik öncesi yaptıracakları testlerle bu sorunun saptanabildiğini bildirdi. Bu sayede talaseminin sıklığının da azaltılabildiğini vurgulayan Çetin, ebeveynlerde saptanamayan sorunun, her gebelikte %25 talasemili çocuk sahibi olma riskini ortaya çıkardığını kaydetti.

Evlilik öncesi testler talasemi riskini azaltıyor
Prof. Dr. Çetin, Türkiye’de talasemi önleme programı kapsamındaki evlilik öncesi taramalarda, çiftlerin her ikisinin de taşıyıcı olduğunu saptamaya yönelik kan testleri yapıldığını belirterek, şu bilgileri verdi: “Program kapsamında çiftlere hastalığın bulguları, tedavisi ve tanı yöntemleri hakkında bilgilendirmelerde bulunuyoruz. Ayrıca hastalığın anne karnında gebeliğin erken dönemlerinde yapılacak testlerle tanınması da mümkün. Talaseminin önlenmesinde en önemli hususlar, evlilik öncesi tarama ve testlerin kesinlikle ihmal edilmemesidir. Bu testler ülke genelinde pek çok ilde zorunlu yapılmaktadır. Buna göre 2009′da evlenen çiftlerin yüzde 82′si taranmıştır. Böylece yenidoğan talasemili sayısı da %87 azalmıştır.”

Bebeklerde ilk belirtiler 3 ve 6. aylar arasında görülüyor
Prof. Dr. Mualla Çetin, talasemili bebeklerde, 3 ve 6. ayları arasında solukluk, sararma, karında şişlik ve beslenirken çabuk yorulma gibi sorunlar görülebildiğini ifade ederek, ailelerin bu belirtiler üzerine hekime başvurduğunu anlattı.

Talasemi hastalarının, kansızlığa bağlı kalp yetmezliği, büyüme geriliği gibi sorunlarla da karşılaşabildiğini aktaran Çetin, talasemi hastalarına yaşamları boyunca, düzenli olarak 3-4 haftada bir kan verilmesi gerektiğini, bunun da organlarda demir birikmesine neden olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Mualla Çetin, dokularda biriken demirin ilaç tedavisiyle atılamaması durumunda organların düzenli çalışamayacağını vurguladı.

Kesin tedavi: Kemik iliği nakli
Bu rahatsızlığın kesin tedavisinin kemik iliği nakli olduğuna dikkati çeken Çetin, “Kemik iliği nakli başarısı, vericinin aile içi doku grubu uygun vericiden olması durumunda artıyor. Bununla birlikte son yıllarda akraba dışı vericilerden gelen nakillerle ilgili bilgilerimiz de hızla artıyor” ifadelerini kullandı.

Evlenmeden önce bu 36 soruyu cevaplayın

Evlenmeden önce bu 36 soruyu cevaplayın

Evlenmeden önce bu 36 soruyu cevaplayınGerçek bir aşk arıyorsanız, hayalinizde mutlu bir evlilik varsa önce bilimsel bir makalede yayınlanan bu 36 soruyu cevaplayın. Neden mi?

Bu 36 sorunun sonunda, çiftler arasında uyum çıkarsa gerçek bir aşk yaşayacakları iddia ediliyor.

Psikolog Arthur Aron, bilimsel makalesinde çiftlerin aşağıdaki soruları sorduktan sonra (hayata bakış açısından) birbirleriyle uyumlu olup olmadıkları hakkında bir fikirleri olacağını, uyumlu iseler gerçek aşkı yaşayacaklarını iddia ediyor. Zira bu sorular evlilik süresince partnerinizin nasıl davranacağı konusunda önemli fikirler veriyor. Haydi kolay gelsin!

İşte Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu Banes’ın yazısından evleneceklere kritik sorular:

- Akşam yemeğine (mümkün olsa) tüm dünyadan kimi davet ederdin?

- Meşhur olmak ister miydin, ne olarak meşhur olmak isterdin?

- Telefon etmeden önce neleri konuşacağını planlar mısın? Neden?

- Mükemmel bir gün ne demektir?

- Kendin veya başkası için şarkı söyler misin?

- 90 yaşına geldiğinde fiziksel olarak mı, mental olarak mı 30 yaşında kalmak isterdin?

Evlenmeden önce bu 36 soruyu cevaplayın

- Zaman zaman “Nasıl ölmek isterdim?” diye düşündün mü?

- “Eşinle ortak 3 özelliğin olacak” deseler, hangi özellikleri seçerdin?

- Hayatta en çok minnet duyduğun şey nedir?

- Yetiştiriliş tarzında tek bir şeyi değiştirme hakkın olsa bu ne olurdu?

- Tam 4 dakikada bana hayatını anlat.

- Yarın kalite ve yetenek açısından neye sahip olarak uyanmak isterdin?

- Önüne kristal top konulsa geleceğinle ilgili neyi bilmek isterdin?

- Uzun süre hayalini kurduğun bir şey var mı? Varsa neden gerçekleştirmedin?

- Hayatındaki en büyük başarın nedir?

- Bir arkadaşlıktaki en önemli şey nedir?

- En önemli anın hangisidir?

Evlenmeden önce bu 36 soruyu cevaplayın

- En kötü anın nedir?

- Bir yıl ömrün kalsa şu andaki hayatında neyi değiştirirdin? Neden?

- Arkadaşlığın anlamı nedir sence?

- Aşk, sevgi anlamı nedir bunların?

- Bana benimle birlikte olmak istemenin (beni sevmenin) 5 sebebini sayar mısın?

- Aile ilişkileriniz sıcak mı? Çocukluğun mutlu muydu?

- Annenle ilişkini özetler misin?

- Bana ikimizle ilgili “Biz” diye başlayan duygularımızla ilgili 3 cümle söyler misin?

- Eşinle iyi bir arkadaş olmak için gerekli tek bir şey söyler misin?

Evlenmeden önce bu 36 soruyu cevaplayın

- Kimselere söylemediğin, hoşlandığın 3 şeyi bana sayar mısın?

- Hayatında utandığın bir anı benimle paylaşır mısın?

- En son ne zaman tek başına ve birilerinin yanında ağladın?

- Yanında ağladığın kişilerle ilgili 3 pozitif şey söyler misin?

- Çok ciddi bir konuda yakınların dalga geçtiğinde tepkin ne olur?

- Bu gece ölecek olsan bir kişiye itiraf etmen gereken bir şey var mı? Varsa neden söylemedin?

- Evin yanıyor, aile bireylerini varsa hayvanlarını kurtardın. Bir şey daha kurtarmaya vaktin var. Neyi kurtarırdın? Neden?

- Tüm ailende kimin vefatı seni en çok üzerdi? Neden?

- Soruyu soran burada kişisel bir problemini anlatarak “Bana ne önerirsin?” diye soracak.

- Şu cümleyi tamamlar mısın: Keşke hayatım boyunca yanımda ………… paylaşacağım bir insan olsaydı.

yaş farkı

Yaş farkı ilişkilerde ne kadar önemli?

  Yaş farkı ilişkilerde ne kadar önemli?

Yaş farkı ilişkilerde sorunlara yol açabiliyor. Yaş farkına rağmen ilişkinin devam edebilmesi için
yaşınızın bir rakam olduğunu unutmamanız gerekiyor. Yaş farkı olmasına rağmen birlikte olduğunuz
insanla neden birlikte olduğunuzu unutmamanız gerekiyor, ona karşı her zaman dürüst olmanız çok önemlidir.
Çevrenizde olan arkadaşlarınız, aileniz veya sizi hiç tanımayan insanlar bile size karşı tepki gösterebilirler
bunlarla baş etmeyi öğrenmeniz ona göre haraket etmeniz çok önemlidir.

Yaş farkı ilişkilerde ne kadar önemli?

Yaş farkı ilişkilerde ne kadar önemli?

Şunu unutmayın kimse siz değil yaş farkına rağmen ilişkiyi gayet rahat ve güzel idare edebilirsiniz.

Boşanmış olmanız Babalar Günü’nün kutlanmasına engel değil

Boşanmış olmanız Babalar Günü’nün kutlanmasına engel değil

Boşanmış olmanız Babalar Günü’nün kutlanmasına engel değil     Boşanmadan sonra sonra babaların çocukları ile böylesi özel bir günü nasıl geçirmeleri gerektiği konusunda Psikiyatrist Doktor Sabri Yurdakul önemli tavsiyelerde bulundu.

Babalar Günü’ne az bir zaman kala, boşanmış ya da yeni boşanmış babaların, buruk bir sevinç yaşayacağı zamanlar yaklaşıyor. Psikiyatrist Dr. Sabri Yurdakul, yaklaşan “Babalar Günü” öncesinde özellikle boşanmış babaların, bu önemli günde çocukları kadar kendilerine de büyük sorumluluk ve görev düştüğünü belirtti.

   Çocuğunuzdan değil eşinizden boşandınız

Boşanmadan sonra babaların yaptığı en büyük yanlışın evden, dolayısıyla da çocuktan uzaklaşmak olduğunu belirten Yurdakul “Babalar Günü bu anlamda büyük bir fırsata dönüştürülmeli. Boşanmış olmanın babalar gününün kutlanmasına bir engel değil aksine, çocukla yaşanacak kaliteli ve verimli zaman için çok iyi bir fırsattır. Babaların mutlaka ama mutlaka bu özel günde evlatlarıyla zaman geçirmeleri gerekir” dedi.

Boşanmış olmanız Babalar Günü’nün kutlanmasına engel değil

   Çocuğunuzla Kaliteli zaman geçirin

 Boşanma sonrası babaların çocukları ile olan iletişimini eskisine göre daha arttırıp onlarla kaliteli zaman geçirmesi gerektiğini vurgulayan Yurdakul, Babalar Günü başta olmak üzere tüm özel günlerde ve hafta sonlarında mutlaka spor, tiyatro gibi etkinliklere gitmeleri, birlikte kaliteli zaman geçirmeleri gerektiğinin altını çiziyor. Yurdakul bunun baba ve evlat arasındaki bağı güçlendireceğini belirterek karşılıklı güven olgusunun da sağlam temellere oturmasında önemli olduğunu belirtiyor.

Boşanmış olmanız Babalar Günü’nün kutlanmasına engel değil

Psikiyatrist Dr Yurdakul, “Birlikte geçirdikleri zaman onları birbirlerine daha çok yakınlaştırıp boşanmadan dolayı ortaya çıkan sıkıntıları atmaya yardımcı olacaktır. Aynı şekilde yapılabiliyorsa hafta içinde de birlikte zaman geçirmeli ve birbirlerini arayıp sormalıdırlar. Ancak bunu yaparken annelerin babalara olan kızgınlıkları nedeniyle bu görüşmelere engel olmamaları ya da zamanı kısıtlama yoluna gitmemeleri gerekir. Babalar çocuklarına yeterli düzeyde bakamayabilir, anne kadar özenli de olmayabilir. Önemli olan çocuğu ile zaman geçirmesi, onunla paylaşım içinde olmasıdır” dedi.

      Babalar çocukların gizli kahramanıdır
Babaların gerek kız gerekse erkek çocuklarının gelişiminde önemli bir rol model olduğunu vurgulayan Psikiyatrist Dr. Reşat Sabri Yurdakul; babaların erkek ve kız çocukları yetişirken onların ilerde nasıl bir birey olacaklarını referans alabilecekleri bir davranış modeli olduğuna dikkat çekiyor.Yurdakul, “Erkek kimliğinin oluşmasında bu önemlidir.
Kız çocuklarının ise hayatındaki baba modeli olarak önem taşımakta, kızları ile kurdukları iyi ilişkiler, eşleri ile olan evliliklerinin sağlıklı olması kızlarının gelecek yaşantıda evliliklerini ve karşı cinsle ilişkilerini etkileyecektir.
Genellikle kocaların babalarına benzer insanlar olması onların evliliklerinin mutlu ya da mutsuz olmasını belirler” dedi.
Sonuçta “Babalar çocukların gerçekten gizli kahramanlardır” diyen Yurdakul, günümüzde kahramanlara ihtiyaç kalmamasının babalara ihtiyaç olmadığı anlamına gelmeyeceğini belirterek, özellikle boşanmış babaların yaklaşan babalar gününü fırsata çevirerek çocuklarıyla kaliteli ve eğlenceli bir gün geçirmeleri gerektiğinin altını çizdi.

Günümüz evlilikleri neden bitiyor

Günümüz evlilikleri neden bitiyor

Günümüz evlilikleri neden bitiyorEvlilik, birlikte yaşam veya aşk ilişkisini sürdürebilmek için bazı özel bilgi ve becerilere de sahip olmak gerekiyor.

Türkiye’de evliliklerin yüzde 40’ı ilk beş yılda bitiyor. İşte bir evliliği boşanma aşamasına getiren sebepler…

Cinsel yoksunluk
Cinsellik, romantik ilişkilerin en önemli öğelerinden biridir. Zevkli olmanın ötesinde, iki kişiyi birbirine bağlama gücü vardır. Özellikle genç çiftlerin bu gereksinimi ihmal etmesi şaşırtıcı bir durum. İnsanlar doğaları gereği fiziksel bağ kurmak isteler. Öyleyse bir çiftin cinsellikten uzaklaşması evlilikleri açısından ne kadar sağlıklı olabilir ki? Günümüzde evli çiftler birbirlerini arzuladıkları için değil, görev edindikleri için belirli aralıklarla ya da çocuk istedikleri zaman birlikte oluyorlar. Cinsel ilişkiyi angarya olarak görmek sadece ilişkinizi değil, sizi de yıpratacaktır.

Finansal zorluklar
Günümüzde yuva kurmak, ev sahibi olmak, sosyal hayata bütçe ayırmak, çocuk yapmak ve onun masraflarını karşılamak çok daha pahalı. Üstelik 20li yaşlarda, istediğiniz yaşam standardını tutturmak için giderlerini karşılayacak bir iş bulmak oldukça zor. Bu zorluklar insanlar arasında mesafeye neden oluyor. Çoğunun gençlik yılları fatura ödemekle ve hayatı idame ettirmeye çalışmakla geçiyor. Pek çok fedakarlık yapılıyor, ilişkiler dahil.

İletişimsizlik
Eşinize akşam yemeği için rezervasyon yaptırdığınızı söylüyorsunuz… Kısa mesajla. Kocanız yeni işinizi kutlamak için ofisinize çiçek yolladı… Akıllı telefonundaki aplikasyonla. İkiniz de evinizin yeni dekorasyonu için fikirler arıyorsunuz… Pinterest’ta. Fiziksel bağlantı gittikçe köreliyor. İlişkilerden insani duygular kalktı. Büyük anne ve babanızın neden 60. evlilik yıldönümlerini kutladıklarını merak mı ediyorsunuz? Çünkü onlar Instagram’da kim ne yemiş, içmiş takip etmiyor. Ya da Facebook’ta birilerine laf yetiştirmekle uğraşmıyorlar. Baş başa kaldıklarında arkadaşlarına özel anlarının yansıması fotoğrafları göndermek için yarışmıyorlar.
Hayır. Onlar birbirlerini sevmekle meşguller. Akşam yemeklerinde birbirleri ile konuşuyorlar, yürürken cep telefonlarını değil, birbirlerinin elini tutuyorlar. Ona hayallerinin, planlarının peşinden beraber koştular.

Sosyal medya bağımlılığı
Sosyal medya herkese ünlü olma şansını tanıyor. Daha önce asla elde edilemeyecek büyüklükte bir dikkat çekme, ilgi görme potansiyeli sunuyor. Bir resim paylaştığınızda, tanımadığınız yüzlerce insan bunu beğeniyor. Peki ya yaşadığınız hayat? Çoğu zaman yansıtıldığı gibi olmuyor. Sosyal medya aynı zamanda abartma, olduğundan daha iyi ve güzel görünme eğilimine sebep oluyor. Eğer birisini sevmek istiyorsanız, geri kalan herkesten ilgi görmeye çalışmayı bırakın çünkü asla tatmin olamazsınız. Aşk kutsal olmalıdır. Başkalarının hakkınızda ne düşündüğünü bu kadar önemsediğiniz sürece asla birini olması gerektiği gibi sevemezsiniz. Sosyal medyada resim paylaşmak, şartlarınızı zorlayarak daha büyük bir ev almak ya da lüks tatillere gitmek… Sevip sevilmediğiniz sürece, hangisinin anlamı var ki?
Cinsellik, romantik ilişkilerin en önemli öğelerinden biridir. Zevkli olmanın ötesinde, iki kişiyi birbirine bağlama gücü vardır. Özellikle genç çiftlerin bu gereksinimi ihmal etmesi şaşırtıcı bir durum. İnsanlar doğaları gereği fiziksel bağ kurmak isteler. Öyleyse bir çiftin cinsellikten uzaklaşması evlilikleri açısından ne kadar sağlıklı olabilir ki? Günümüzde evli çiftler birbirlerini arzuladıkları için değil, görev edindikleri için belirli aralıklarla ya da çocuk istedikleri zaman birlikte oluyorlar. Cinsel ilişkiyi angarya olarak görmek sadece ilişkinizi değil, sizi de yıpratacaktır.

 

20 yıldır sevgilisinin gelmesini bekliyor

20 yıldır sevgilisinin gelmesini bekliyor

20 yıldır sevgilisinin gelmesini bekliyorTayvanlı adam sevdiği kızla 20 yıl önce tren istasyonunda buluşmak için sözleşti. Kız gelmedi ancak Ah Ji isimli adam o günden beri o kızı beklemekten vazgeçmedi.

Tayvanlı adam sevdiği kızla 20 yıl önce tren istasyonunda buluşmak için sözleşti. Kız hiç gelmedi, ancak Ah Ji isimli adam o günden beri o kızı beklemekten vazgeçmedi.

47 yaşındaki Tayvanlı Ah Ji’yi Tainan Tren İstasyonu’nda her gün gören ama hikayesini bilmeyenler onu sokakta yaşayan ve akli melekeleri yerinde olmayan biri sanıyor. İstasyonun çıkış kapısı yakınında duruyor, yolcuların tek tek yüzlerini inceliyor. Her yüzde sevdiği kızı arayan Ah Ji ne yazık ki hala vuslata ulaşabilmiş değil.

Beklemekten vazgeçmeyecek
Ah Ji’nin yakınları onun bu durumuna üzülüyor onu vazgeçirmeye çalışıyor ancak o beklemekten vazgeçecek gibi görünmüyor. Hayatını etraftaki insanların yardımlarıyla sürdüren Ah Ji için şehrin ileri gelenleri bir toplantı düzenledi, güzel kıyafetler aldı, temizlenmesine yardımcı oldu ve bir yemek organize etti. Bunların hepsi Ah Ji’nin bir anlık keyfini yerine getirse de beklemeye artık son vermesi söylendiğinde, istasyonda beklemekten vazgeçmeyeceğini tekrarladı.

20 yıldır sevgilisinin gelmesini bekliyor

Ah Ji’nin hikayesi internette duyulmaya başlandığında bu sadakatinden dolayı sanal alem ona “İnsan Hatchiko” ismini taktı. Hikayesi beyazperdeye de aktarılan sadık köpek Hatchiko da, her gün evinden en yakındaki tren istasyonu olan Tokyo’daki Shibuya İstasyonu’na kadar ve yine istasyondan evine kadar sahibiProf.Ueno’ya eşlik edip, onu uğurluyor ve karşılıyordu. Ueno vefat ettikten sonra da istasyonda kendisinin dönüşünü beklemeye devam ediyordu.

20 yıldır sevgilisinin gelmesini bekliyor
Şimdi Shibuya İstasyonu’nun önünde bakır bir heykeli bulunan sadık köpek Hatchiko’nun izleyenleri duygulandıran hikayesi Hatchi Bir Köpeğin Hikayesi (Hatchi: A Dog’s Tale) 2009’da beyazperdeye aktarılmıştı.

Erkekler nasıl pohpohlanır

Erkekler nasıl pohpohlanır

Erkekler nasıl pohpohlanırOna küçük ipuçlarıyla sevildiğini hissettirin ve karşılığını görün! İşte erkekler nasıl pohpohlanır sorusunun cevabı…

Karşı cinsten güzel sözler ve iltifatlar duymak, sadece kadınlara özgü değil. Ne de olsa tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır. İşte ona sevildiğini hissettirecek birkaç ipucu…

Tavsiye sorun
Şehrin içindeki en kestirme yolları bulmak gibi bir kabiliyeti varsa, bu konuda mutlaka ona danışmalısınız. Buna bayılacak ve yolu tarif ederken keyiften dört köşe olacak. (Biliyoruz, aslında erkekler en uzun yolları tercih edip kaybolmayı ve “kimseye sormadan” yolu bulmayı iş edinmişlerdir ama ara sıra buna göz yummalısınız.)

Tamir işlerini ona devredin
Bırakın akan boruyu kendisi tamir etsin. Sakın tesisatçıyı aramayın! ‘The Secrets Of Happy Families: Eight Keys to Building a Lifetime of Connection and Contentment’ kitabının yazarı Scott Haltzman, bu tür durumlarda dışarıdan yardım çağırmakta ısrar eden kadınların çok sinir bozucu olduğunu söylüyor. Bırakın o uğraşsın ama bitirmesi için biraz zaman tanıyın ki fazla oyalanmasın.

Erkekler nasıl pohpohlanır

Kıskanıyormuş gibi yapın
Erkekler ara sıra kıskanılmayı sever. Bunu yaparken asla dır dır edip bunaltmamaya özen gösterin ama ona kıskandığını ve ihtiyaç duyduğunu da hissettirin. Pişman olmayacaksınız!

Pohpohlama sanatı
İltifatlar çok etkilidir. Ona masajda, mutfakta ve her yerde çok iyi olduğunu bol bol hatırlatın. Bu şekilde şevkini ikiye katlayacaksınız. Kesinlikle işe yarıyor!

Erkekler nasıl pohpohlanır

Ailesine iyi davranın
Ailesine kibar, arkadaşlarına sempatik görünmelisiniz. Ama bu her dakika çat kapı ziyarete gelebilirler anlamına gelmez. Aradaki çizgiyi çok iyi ayarlamalısınız. Sizi sevmeli ve saygı duymalılar fakat fazla yüz göz olursanız, bu sefer de sizi yönlendirmeye çalışabilirler.

Kadınlar mutlu erkekleri çekici bulmuyor

Kadınlar mutlu erkekleri çekici bulmuyor

Kadınlar mutlu erkekleri çekici bulmuyorYapılan bir araştırmaya göre, kadınlar mutlu erkekleri değil, mağrur, güçlü, kibirli ve huysuz erkekleri daha çekici buluyor.

Kanada’daki British Columbia Üniversitesi’nin yaptığı ve 1000′den fazla yetişkinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada katılımcılara gülümseme, kibir, utangaç bakış gibi ifadelerin evrensel hallerini yansıtan çeşitli fotoğraflar gösterilip izlenimleri soruldu.

Araştırmada kadınların, mağrur görünen erkekleri mutlu erkeklerden daha seksi bulduğu ortaya konuldu. Buna göre kadınlar, mağrur, güçlü, kibirli, huysuz veya mahcup görünen erkekleri, gülümseyen erkeklerden daha çekici buluyor.

Erkeklerde ise durum farklı
Buna karşılık erkekler daha çok mutlu görünen kadınları seksi bulurken, mağrur ve kendinden emin görünen kadınları pek çekici bulmuyorlar.

Araştırma sonucunda ayrıca erkeklerin kadınları, kadınların erkekleri bulduğundan daha çekici bulduğu da belirlendi.

Araştırmacılardan Alec Beall, çalışmanın ilk bakışta hissedilen cinsel cazibe üzerinde temellendirildiğine dikkat çekerek, “Katılımcılara, bu kişilerin iyi bir sevgili ya da eş olup olmayacağını sormuyorduk, cinsel çekim anlamında ilk izlenimlerini istedik” diyor.